Kolaj örnekleri

13/2/2009 · Kategori: SANAT

petit bird Orange and Brown Flowers Art Print Buy One Get One Free SALE - The Highwayman's Wife winter stallion DGMINI wood block Large 24x30 Original Whimsical Enchanted Garden Contemporary FOLK ART Painting Birds flowers trees and more  FREE SHIPPING VAST HOLIDAY SPECIAL Lonely tree - A3 Art Print A Simple Song - Original Mrs. OZ Forgotten Beeswax Collage ghost heart mixed media collage with embroidery GIRL IN SCARF Pen and Ink Collage on 1942 Book Page

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

sedef kakma sanatı

4/1/2009 · Kategori: SANAT

New Page 1




 



 







 



 



 



 



Sedefçilik, ilk çağın en eski uygarlıklarında görülmekle birlikte, sedefin eşyada süs ögesi olarak uygulanışı çok sonradır. Her nekadar bazı kaynaklar Sümer Sanatında sedefin traş edilerek ahşaba uygulandığını, Uzak Doğu ve Güney Asya’da Hint Sanatında sedef süslemelere rastlandığını bildirirlerse de, sedefin en yaygın ve en gelişmiş şekliyle Türk-Osmanlı Sanatında görüldüğü bilinir.
İlk örneklerine 15. Yüzyıl sonlarında rastlanmış, Edirne’deki tek kubbeli Beyazıt II. Camiinin kapı kanatlarında görülen sedef işçiliğinin 16. Yüzyılda olgunluk devresine girdiği, kapı, pencere, dolap kanatları , kürsü, çekmece, Kur’an muhafazası, rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi tüm ahşap eşyada görülmüştür.
Osmanlı imparatorluğu döneminde geniş kullanım alanına sahip olan Sedef işçiliğinin, Enderunlu ustalarca yapılmış örneklerini günümüzde tarihi müzelerde görmek mümkün olup,hayranlıkla izlenecek bu eserlerde Sedefkârlık Sanatının incelikleri insanı asırlar arasında haz ile gezintiye götürür. Daha sonraları Suriye'de işlenmeye başlanan sedefin Gaziantep’e buradan geldiği ancak motiflerinde Selçuklu ve Osmanlı kültürünün korunduğu bilinmektedir. Çok kısa bir dönem de iskenderun(Hatay) da basit usulde sedef işçiliğinin yapıldığı bazı kaynaklarda yer almıştır. Gaziantep’te halen ve kendini yenileyerek sürdürülen bu sanatın, yaşayan kaynaklardan edinilen bilgiye göre, 1963 yılında başladığı bilinmektedir.
Gaziantep’te 54 sedef atölyesi olup, 55. Atölye Gaziantep Üniversitesi’nde, Gaziantep El Sanatlarını Koruma ve Geliştirme Merkezi’nde, 1992 yılında kurulmuştur.
Ceviz, maun, gül gibi sert ve dokusu sıkı ağaç tercih edilerek yapılan Sedef Kakmada , kurşun, kalay, gümüş ve alpaka tel , motiflerin çevresini süslemede kullanılır. Sedef ise, tatlı sudan çıkarılan istiridye kabuğudur. Sedef yerine yada sedef ilebirlikte boynuz, bağa, fildişi ve kemik de kullanılmaktadır.

Sedef işçiliği, ‘oyma’ ve ‘kakma’ usulü ile yapılır. Önce, ağaca, işlenecek motif çizilir.Keski adı verilen çelik uç ile, bu motifin çevresi keskilenerek açılan kanala tel yatırılır ve çekiç kullanılarak küçük darbelerle tel ağaca gömülür. (Telin zaman içinde kalkmamasını önlemek için, su ile iyice sıvılaştırılmış beyaz tutkalı işlenmiş tel üzerine sürmek yararlı olur.)
Aynı keski ile, çizilen motifin içi oyulur ve bu içi oyulmuş motifin şekline uygun olarak, sedef , iki parmak arasında (baş parmak ve işaret parmağı) sıkıca kavranarak, zımpara taşında şekillendirilir ve motifin içine, beyaz tutkal ve ağaç tozundan yapılmış macun ile yapıştırılır. (Motif içine yerleştirilecek sedefin, yerine düzgün oturması ve sonradan yapılacak tesfiyenin , sedefin parlak canlı kısmını yok ederek motifi bozmaması için, sedefin, şekillendirilmeden önce alt ve üst kısmının düzlenmesi gerekir.) Sedef yerleştirilmiş parça en az iki saat kurumaya bırakıldıktan sonra, ince eğe ve zımpara ile silinerek, pürüzsüz bır satıh elde edildikten sonra, ispirto içinde eritilmiş gomalak cila (bir çeşit reçine) ile parlatılır. Gomalak cilanın, sıkıştırılmış pamuk yumağına damlatılması ve hızlı, dairesel ritmik hareketle parça üzerinde cila kuruyana kadar cilalamanın devam ettirilmesi gerekir. Eğer, açık renk olan genç ceviz ağacı seçilmiş ve renginin koyulaştırılması isteniyorsa, ciladan önce, yapılmış parçaya asiti alınmış zeytinyağı sürülerek, güneşte bırakılır , kuruduktan sonra cila sürülür.
Sedef kakmacılıkta , genellikle, Selçuklu ve Osmanlı döneminde işlenen motiflere rastlanmakta olup, motiflerde geometrik desenler, çiçek, yaprak gibi doğadan alınmış naturel desenler ile, rumî, barok ve arabesk hakimiyeti görülür.
Sedef kakmacılık işine “Sedefkâri”, Sedef Kakma yapan ustaya “Sedefkâr” denilmektedir.
Bugün dış turizmde de geniş pazar bulmuş Sedef işçiliği, Türk Kültürünün Osmanlılara dayanan tarihi kökenini hafızalarda diri tutmayı başarmış zarif ve duygusal bir el sanatımızdır.
Sedefçilik, ilk çağın en eski uygarlıklarında görülmekle birlikte, sedefin eşyada süs ögesi olarak uygulanışı çok sonradır. Her nekadar bazı kaynaklar Sümer Sanatında sedefin traş edilerek ahşaba uygulandığını, Uzak Doğu ve Güney Asya’da Hint Sanatında sedef süslemelere rastlandığını bildirirlerse de, sedefin en yaygın ve en gelişmiş şekliyle Türk-Osmanlı Sanatında görüldüğü bilinir.
ilk örneklerine 15. Yüzyıl sonlarında rastlanmış, Edirne’deki tek kubbeli Beyazıt II. Camiinin kapı kanatlarında görülen sedef işçiliğinin 16. Yüzyılda olgunluk devresine girdiği, kapı, pencere, dolap kanatları , kürsü, çekmece, Kur’an muhafazası, rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi tüm ahşap eşyada görülmüştür.
Osmanlı imparatorluğu döneminde geniş kullanım alanına sahip olan Sedef işçiliğinin, Enderunlu ustalarca yapılmış örneklerini günümüzde tarihi müzelerde görmek mümkün olup,hayranlıkla izlenecek bu eserlerde Sedefkârlık Sanatının incelikleri insanı asırlar arasında haz ile gezintiye götürür. Daha sonraları Suriye'de işlenmeye başlanan sedefin Gaziantep’e buradan geldiği ancak motiflerinde Selçuklu ve Osmanlı kültürünün korunduğu bilinmektedir. Çok kısa bir dönem de iskenderun(Hatay) da basit usulde sedef işçiliğinin yapıldığı bazı kaynaklarda yer almıştır. Gaziantep’te halen ve kendini yenileyerek sürdürülen bu sanatın, yaşayan kaynaklardan edinilen bilgiye göre, 1963 yılında başladığı bilinmektedir..
Gaziantep’te 54 sedef atölyesi olup, 55. Atölye Gaziantep Üniversitesi’nde, Gaziantep El Sanatlarını Koruma ve Geliştirme Merkezi’nde, 1992 yılında kurulmuştur.
Ceviz, maun, gül gibi sert ve dokusu sıkı ağaç tercih edilerek yapılan Sedef Kakmada , kurşun, kalay, gümüş ve alpaka tel , motiflerin çevresini süslemede kullanılır. Sedef ise, tatlı sudan çıkarılan istiridye kabuğudur. Sedef yerine yada sedef ile birlikte boynuz, bağa, fildişi ve kemik de kullanılmaktadır.

Sedef işçiliği, ‘oyma’ ve ‘kakma’ usulü ile yapılır. Önce, ağaca, işlenecek motif çizilir.Keski adı verilen çelik uç ile, bu motifin çevresi keskilenerek açılan kanala tel yatırılır ve çekiç kullanılarak küçük darbelerle tel ağaca gömülür. (Telin zaman içinde kalkmamasını önlemek için, su ile iyice sıvılaştırılmış beyaz tutkalı işlenmiş tel üzerine sürmek yararlı olur.)
Aynı keski ile, çizilen motifin içi oyulur ve bu içi oyulmuş motifin şekline uygun olarak, sedef , iki parmak arasında (baş parmak ve işaret parmağı) sıkıca kavranarak,
zımpara taşında şekillendirilir ve motifin içine, beyaz tutkal ve ağaç tozundan yapılmış macun ile yapıştırılır. (Motif içine yerleştirilecek sedefin, yerine düzgün oturması ve sonradan yapılacak tesfiyenin , sedefin parlak canlı kısmını yok ederek motifi bozmamasıiçin, sedefin, şekillendirilmeden önce alt ve üst kısmının düzlenmesi gerekir.) Sedef yerleştirilmiş parça en az iki saat kurumaya bırakıldıktan sonra, ince eğe ve zımpara ile silinerek, pürüzsüz bır satıh elde edildikten sonra, ispirto içinde eritilmiş gomalak cila (bir çeşit reçine) ile parlatılır. Gomalak cilanın, sıkıştırılmış pamuk yumağına damlatılması ve hızlı, dairesel ritmik hareketle parça üzerinde cila kuruyana kadar cilalamanın devam ettirilmesi gerekir. Eğer, açık renk olan genç ceviz ağacı seçilmiş ve renginin koyulaştırılması isteniyorsa, ciladan önce, yapılmış parçaya asiti alınmış zeytinyağı sürülerek, güneşte bırakılır , kuruduktan sonra cila sürülür.
Sedef kakmacılıkta , genellikle, Selçuklu ve Osmanlı döneminde işlenen motiflere rastlanmakta olup, motiflerde geometrik desenler, çiçek, yaprak gibi doğadan alınmış naturel desenler ile, rumî, barok ve arabesk hakimiyeti görülür.
Sedef kakmacılık işine “Sedefkâri”, Sedef Kakma yapan ustaya “Sedefkâr” denilmektedir.
Bugün dış turizmde de geniş pazar bulmuş Sedef işçiliği, Türk Kültürünün Osmanlılara dayanan tarihi kökenini hafızalarda diri tutmayı başarmış zarif ve duygusal bir el sanatımızdır.

Kaynak
: Gaziantep Üniversitesi
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Türk resim sanatından örnekler

4/1/2009 · Kategori: SANAT


















 









 









 





































 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

paha biçilemeyen resimleriyle CLAUDE MONET

28/12/2008 · Kategori: SANAT


CLAUDE MONET



Paris'te doğan Monet, Gleyre'in atölyesine girdi ve orada Renoir, Sisley ve Bazille ile dostluk kurdu. Monet başlangıçta çok güçlük çek­ti.



Resmi Salon'dan geri çevrilen tab­lolarının çoğu (Kırda Öğle Yemeği, Le Havre'da Teras), alıcı bulamadı. Birkaç yıl sonra, insan resimleri çizmekten vazgeçti ve yeteneği manza­ra resimlerinde gelişti.



Özellikle Sen Irmağı kıyılarında (Bougival, Argenteuil) resim yapma­yı seviyordu. Tablolarında, suyun sü­rekli hareketini, üzerinde oynaşan göğün kararsız yansımalarını yakalamağa çabalıyordu.



Işığın etkilerini daha iyi verebilmek için yeni teknik­lere başvurdu. Renkleri analiz etme­ğe, çeşitli nüanslara ayırmağa çalıştı, bunları tuvalinde birbiri ardından fır­ça darbeleriyle üst üste getiriyordu. Yansıtmağa çalıştığı, biçimden çok, renkli izlenimlerdi.



1876'dan başlayarak Monet Fransa'­yı gezdi. Günün değişik saatlerinde gözlemlediği aynı motif üzerinde seri halinde çeşitlemelere girişti: güneş altındaki buğday dokurcunları, Rouen Katedrali, Londra Köprüsü.



Ressam hareketi, oynak çizgileri, dumanı, buharı değerlendirerek konuyu bir anlık izlenime indirgemiştir


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ABİDİN DİNO

26/12/2008 · Kategori: SANAT

Ünlü Türk ressam. Çağdaş Türk resminin öncülerinden olan Abidin Dino, aynı zamanda bir yazar ve siyasetçidir.



Ressam, 23 Mart 1913 İstanbul doğumludur. 1. Dünya Savaşı sırasında ailesi Avrupa'da seyahatte olduğundan, bir süre için Cenevre'de bulunmuş, bu nedenle çocukluğu İsviçre ve Fransa'da geçmiştir.

Abidin Dino ailesiyle birlikte 1925'te İstanbul'a dönmüştür. Robert Kolej'de öğrenim görmeye başlamış olsa da, sanata olan ilgisi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi şair Arif Dino'nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı.

İlk çizimleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930'lu yılların başında yayımlanmıştır. Bu yıllarda Nazım Hikmet'in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri de çizmiş ve kendini çok genç yaşta "ressam" olarak kabul ettirmiştir.
1933 yılında "D Grubu" adlı sanat gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Bu grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamak, düşünce yanı ağır basan resimler yaparak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getirmekti.


Aynı yıl Türkiye'nin Kalbi Ankara isimli belgesel filmi çekmek için Türkiye'ye gelen Sovyetler Birliği'nin ünlü yönetmenlerinden Sergey Yutkeviç bir sergide resimlerini görüp beğendi. Yutkeviç'in filmini izleyen Atatürk, kendisinden bir Türk gencini yetiştirmesine olanak olup olmadığını sormuştu. Böylece Yutkeviç, Dino'dan dekoratör ve ressam olarak çalışmak üzere kendisiyle SSCB'ye gelmesini istedi. Dino, 1934 yılında sinema öğrenimi görmek üzere SSCB'ye gitti ve 3 yıl kaldı. 3 yıl boyunca Leningrad'da Eisenstein ve Yutkeviç'in yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi aldı. Yutkeviç'in yönettiği Madenciler filminde çalıştı. 1937'de 2. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri geri gönderince Leningrad'dan ayrılmak zorunda kaldı.


Dino, Sovyetler Birliği'nden sonra Londra ve Paris'e gitti. Paris'te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisenstein, Andre Malraux ve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurdu.

Abidin Dino 1939'da Türkiye'ye döndü, 1941'de arkadaşlarıyla Liman (Yeniler) Grubunu oluşturdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso'nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı.

Yeniler Gurubu'nun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941 yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Mecitözü-Çorum'a, sonra Adana'ya sürgüne gönderildi. Adana'da Türk Sözü gazetesini yönetti. "Kel" adlı bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurova'nın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı ve heykel ile ilgilenmeye başladı. 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün sona erince İstanbul'a döndü.





1952'de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Paris'e yerleşti. Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açtı. Fransa Plastik Sanatlar Birliği onur başkanlığı New York Dünya Sanat Sergisi danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

'İşkence', 'Atom Korkusu', 'Savaş ve Barış', 'Çıplaklar', 'Dört Kent', 'Dağ-Deniz' gibi birçok yapıtı çeşitli galeri, müze ve koleksiyonlarda yer aldı.

Nazım Hikmet'in kendisine "Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?" demesi üzerine ona şiirle karşılık verdi.

Zaman zaman Türkiye'de kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü Paris'te yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Aşiyan'da toprağa verildi.

Kitapları

Kısa Hayat Öyküm - Can Yayınları
Sensiz Herşey Renksiz - Can Yayınları
Sinan - Bir Düşsel Yaşamöyküsü - Can Yayınları
Yeditepe Öyküleri - Can Yayınları


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Da Vinci resimleri ve sirlari

14/12/2008 · Kategori: SANAT

Büyücülerin Tapınışı



Ermin’li Kadın
leonardo da vinci'nin 1483-1490 yillari arasinda(milano'daki ilk yillari) yaptigi dusunulen, ustanin 3 kadin portresinden biri, mona lisa'nin golgesinde kalmis ikinci kadin.

da vinci'nin hemen tum tablolarinda oldugu gibi bu tablosu uzerine de yuzlerce varsayim mevcut, sanat tarihcileri hem bilgilerini, hem de hayal guclerini kullanip, leonardo'nun "lady"si uzerine de bir cok teori uretmis. bu teroilerden en cok kabul goreni dama con l'ermellino'nun(erminli kadin); milano duku ludovico sforza'nin 17lik metresi cecilia gallerani oldugu. kimi ciliz teoriler ise tablodakinin sforza'nin karisi beatrice d'este oldugunu savunmakta. kadinin donemin modasina gore traslanmis kaslari, sacini toplama stili, kaliteli kumastan elbiseleri ve takilari onun varlik icinde yasadigini vurgulamakta, ayni zamanda yuzunun ifadesi(dudaklar kasilarak verilmis belli belirsiz tebessum) ve bakislari cok da mutlu olmadigini gostermektedir. (bu mutsuzlugun sebebi, tablonun yapildigi senelerde dukun dogan erkek cocuklarina ragmen cecilia'yi terkederek beatrice ile evlenmesi olabilir)

"erminli kadin" hakkindaki bir diger onemli spekulasyon ise, da vinci'nin tabloyu kendisinin bitirmedigi, onun yerine ambrogio da predis ya da boltraffio'nun ve hatta kimi baska bilinmeyen ressamlarin tabloyu tamamladigi uzerinedir. bu spekulasyonun en onemli sebeplerinden birisi de tablo uzerinde yapilan x isinlari deneylerinde ortaya cikan ve farkli zamanlarda boyandigi anlasilan boya katmanlaridir. ressam, tablo uzerinde oldukca fazla degisiklik yapmis ve kalin bir boya tabakasi ile bu degisiklikleri gerceklestirmistir. ornegin; tablonun background'unda, kadinin hemen arkasinda onceden bir kapi-pencere resmedilmis, isik buna gore ayarlanmis, daha sonra ise bu koyu bir zemine donusturulmustur. ayni sekilde kadinin cenesinin altinda birlesen sac bandi, tablonun geri kalani ile butunluk gostermesi icin sacinin ve elbisesinin ermin ile birlesen bolgesindeki rengi, tablonun son halinde net bir sekilde gorunmeyen kadinin sol eli ile, sag el parmaklari da sonradan degisiklige ugramis noktalardir.
tablonun en onemli ozelliklerinden biri de kadinin "serpentine" durus olarak isimlendiren durusudur. bu pozisyonda, model ne tabloyu izleyene ne de ressama direk olarak donmustur. onun yerine sanki biri modele seslenmis, o da sesin geldigi yone dogru baktigi an resmedilmistir. erminin durusu ile kadinin pozsiyonu da uyum halindedir. ermin, onu oksayan kadina karsi sevecen, ancak kalkmis pencesi ile de baktiklari yonde bulundugu varsayilan ikinci kisiye karsi tehditkardir.

da vinci'nin neden ermin gibi cok da sevimli olmayan bir hayvani sectigi, ustelik bunu normal boyutlarinin uzerinde resmettigi ise yine uzmanlar tarafindan siklikla cevabi aranan sorular. tabloda ozellikle erminin vurgulanmasi su gerekcelere dayaniyor olabilir;

* ronesansda (ve cok daha oncesine dayanan tarihlerde bile) ermin safligi, temizligi ve namusu simgeliyordu. cunku inanca gore, eger erminin beyaz kis kurku topraga degerek kirlenirse, ermin daha fazla yasayamaz, olurdu. ancak da vinci'nin bakire olmayan, hatta metreslik gibi erdemsizlik sayilan bir konumda bulunan kadini neden saflik ve temizlik ile bagdastirdigi ise net olarak aciklanamiyor. bazilarina gore, kucaginda temizligin simgesi ermin ile cecilia'nin metresligi mesrulastirilmak isteniyor olabilir.

* ermin, direk olarak milano duku ludovico sforza'yi simgeliyor, cunku dukun aile armasi beyaz bir ermindir. erminin normal boyutlarindan cok daha buyuk resmedilmesinin sebebi de duku yuceltmek olabilir.

* da vinci erminin antik yunancada karsiligi olan "galee" kelimesi ile cecilia;nin soyadi "gallerani " arasinda bir bag kurmustur.

"dama con l'ermellino" tahta panel uzerine yagli boya, 54*39 cm boyutlarinda ve hali hazirda polonya muzeum czartoryskich koleksiyonunda bulunuyor. bu kadin taa italyalardan nasil polonyalara kadar gelmis diyenler icin de ayrica erminli cecilia'nin 500 kusur yillik yolculugunu anlatmaktan zevk duyarim. tablonun yapilis tarihi kabul edilen 1490'lardan 1800'lerin basina kadar tam olarak nerede saklandigi bilinmiyor. buyuk ihtimalle once dukun satosunda, daha sonra ise beatrice d'estee'nin gozunden uzak bir yerlerde omrunu gecirdi, ta ki bir baska asil erkek, polonya prensi adam jerzy czartoryski ona asik oluncaya kadar. italya'ya yaptigi bir gezi sirasinda cecilia ile karsilasan ve onu ulkesine getirmek icin hem buyuk paralar, hem de burokratik emekler harcayan prens, rivayete gore cecilia'sina kavusur kavusmaz onu odasinin en guzel yerine asmis ve geceleri sabaha kadar onu izlemis. prens czartoryski'nin bu tabloyu cok uzun zamanlar saklamasi ve sergilenmesine izin vermemesi ise bilinen bir gercektir. bu tabu ancak tablonun 1809'da kralicenin dogum gunu serefine krakow sarayinda sergilenmesi ile yikilir.
1830 yilinda, ruslarin polonyayi isgali ile birlikte, prens kiymetli cecilia'sini alir ve paris'e kacirir. 46 senelik paris macerasindan sonra, erminli kadin polonya'ya geri doner. 1914-1920 yillari arasinda bu kez birinci dunya savasindan kacirilan cecilia, almanya'ya dresden'e emin ellere gonderilir, 1920'de tekrar ait oldugu sarayina varsova'ya doner.
1939, erminli kadin icin yeni bir flortun baslangici demektir. ikinci dunya savasinda, nazilerin polonya'yi isgali sirasinda hitler erminli kadin'a "ilk goruste" asik olur ve hemen almanya'ya goturulmesi icin emir verir. cecilia'yi bir sure kendi evinde konuk ettikten sonra, meshur kaiser friedrich museum'a teslim eder. 1940 yilinda nazi genarali hans frank, erminli kadini guvenlik amaciyla(!) karargahina tasitir. 1945'de savasin sona ermesi ile bir amerikan subayi tarafindan erminli kadin hans frank'in evinde, sarap mahzeninde saklanmis olarak bulunur ve polonya'ya geri gonderilir.


İsa’nın Son Yemeği
mesihin soluna dkkatli bakildiginda bu figurun omzundan dokulen kizil saclari, narince kivrilmis elleri, ve gogusleri az cok belli olmaktadir, son aksam yemeginde 13 erkek olmasi gerekirken bu kadin kim sorusunun cevabi ise magdalali meryemdir, olayin tartisma yaratma sebebi, isa'nin bu kadinla evlenmesi, coluk cocuga karismasi ve avrupada hala isanin soyundan gelen insanlarin olmasidir, boylece isanin kilisece aciklanmis tanrisal gucleri yalanlanmis olucak, isa ile alakali dunyevi ne varsa incilden cikartan kilise zor bir durumda kalacaktir.

leonardo da vinci tarafından yedi yılda tamamlanmış eser, trajik bir hikayesi de vardır:
da vinci'nin tabloyu yapmasına karar verildikten sonra masumiyet ve güzellik sergileyen bir yüz aranırken 19 yaşındaki bir genç isanın tasviri için model olarak seçildi, 6 ay isanın çizimi için çalıştıktan sonra takip eden 6 yıl boyunca çalışmalarına devam etti 11 havarinin herbiri için uygun kişiler seçildi ve bu şaheserin final çalışması olarak judasn figürü için boşluk bırakıldı.. sert, katı yüzlü suç izleri taşıyan, ihaneti tasvir eden bir yüz aranırken roma'da bir zindanda istenen özelliklere uygun bir mahkum bulundu, kötülüğü ve enkazı gösteren bir karakter.. özel izinle resmin yapıldığı milano'ya getirildi..da vinci resim tamamlandığında "bitirdim!mahkumu götürebilirsiniz" dediğinde mahkum nöbetçilerin elinden kurtularak da vinci'ye koşarken ağlıyordu "oh, da vinci, bana bak! kim olduğumu bilmiyormusun?", altı aydır sürekli yüzüne baktığı adamı dikkatle süzerek inceleyen da vinci "hayır, romada zindandan çıkıp önüme getirilene kadar seni hayatımda hiç görmemiştim" dedi..
mahkum "oh tanrım, bu kadar düştüm mü ben?" dedikten sonra haykırdı "leonardo da vinci! bana tekrar bak, tam 7 yıl önce isanın figürü olarak çizdiğin aynı adamım ben!"..

Resim otomatik olarak küçültüldü. Buraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz. Resmin orjinal boyutu 1024x768 büyüklüğü 26KB.



Bakire Meryem Ve Sopalı Çocuk



Mona Lisa
rönesans döneminin simge tablolarından biri, leonardo da vincinin kendine has geliştirdiği atmosferik perspektifi uyguladığı tablolardan biridir. rönesans döneminde, antik çağdaki greco-romen sanatının realizmine ve eski yunan ve romanların insanı olabileceğinin en güzel ve ilahi güzelliğe en yakın haliyle resmetmek tutkusuna bir geri dönüş hadisesi yer buldu. ve bu sebeple pierro della francesca, paolo ucello gibi artistler 14. yüzyılda perspektif arayışlarına hız verdiler, leonardo da vinci ise bu arayışlara atmosferi baz alan ve mona lisa tablosunda manzara üzerinde görebileceğiniz perspektif biçimini ele aldı. ona göre, atmosferin etkisiyle, uzaktaki cisimler daha silik ve sisli gözükürler. bu sanatçının, uzağa doğru cisimleri küçülten ama onları aynen yakındakiler kadar belirgin çizen 14. yüzyıl perspektif anlayışına cevabıdır. bu tablo -ki avrupa'da la jaconde daha tanınmış bir adıdır- bir de o meşhur gülümseme olayı ile tanınır. ellerin duruşundan hanımefendinin hamile olduğu ve bebek bekleme heyecanı ile gülümsediği sonucu bile çıkarılmıştır.
mona lisa neden balkondadır? buna da o zamanki evli hanımların sosyal hayat yerine daha çok evde bir hayat geçirmeleri yorumu getirilmiştir, yüzün sol yanı da o yüzden dünyayı daha iyi tanıyamanın verdiği sıkıntıyı ifade edermiş. ama aslında bu, mona lisa'nın arkasında uzanan manzarayı atmosferik perspektifi daha iyi yansıtarak çizme kaygısından dolayı olabilir, yada kişi leonardo da vinci'nin olmak istediği kişiyi yansıtıyor teorisi doğruysa, la jaconde'un balkona kısıtlı kalması leonardo'nun gerçek kimliğini topluma iyi yansıtamamasının kendisinde yarattığı sıkıntıyı temsil ediyordur.
her ne şekilde olursa olsun, mona lisa yeni çağın madonnasıdır, o zamana göre skandal ama gerçek bir kadın. insana ilham verirken düşündürür, gözleriyle yüzyıllar sonrasının insanına soru sorar gibi bakarken aslında bize kendisi hakkında sordurur, cevapları ise o vermez, bizim o cevapları kendimizin bulmasını ister.

hakkında kitaplar yazılan ünlü tablo hakkında çok fazla bilinmeyen gerçekler:

- 77 cm. x 55 cm. ebatlarındaki tablo aslında daha büyüktür fakat kadının sağında ve solunda yer alan sütunlar sonradan kesilmiştir. bu nedenle çoğu kişi kadının aslında bir terasta poz verdiğinin farkında değildir.

- tablodaki kadının kimliği ile ilgili en genel kabul görmüş varsayım, floransalı francesco di bartolommeo di zanobi del giocondo'nun üçüncü eşi olan lisa di antonio maria di noldo gherardini olduğudur. leonardo sipariş üstüne 1503 senesinde eseri yapmaya başlar. resim için poz veren lisa, o sene 24 yaşındadır. leonardo 4 senelik çalışması sonunda 1507'de floransa'yı terkeder ve sipariş edilen resmi sahibine vermez, yanında götürür. bununla ilgili iki varsayım vardır; birincisi leonardo'nun tabloyu tamamlayamadığı ve bu yüzden teslim etmediğidir. ikinci varsayım ise leonardo'nun eseri çok sevdiği için vermek istememesidir. hayatı boyunca tabloyu sürekli çantasında taşıyıp, gittiği her yere beraberinde götürmesi nedeniyle ikinci varsayım daha mantıklıdır.

- 1516 yılında fransa'ya gelen leonardo, tabloyu fransa kralı 1. francis'e satar. kral tabloyu amboise'da yer alan şatosu için satın almıştır. geçen zaman boyunca tablo sırasıyla fontainbleau, paris ve versailles'ı dolaşıp nihayetinde 14. ludwig'in koleksiyonuna dahil olmuştur.

- fransız devrimini takiben louvre'da sergilenmeye başlanan tabloyu napoleon müzeden alıp yatak odasına asmıştır. napolyon döneminin sona ermesini takiben tablo louvre'a geri dönmüştür.

- 21 ağustos 1911 tarihinde italyan bir hırsız tarafından çalınan tablo, 2 sene sonra floransa'da ortaya çıkmıştır. italya'da bazı sergilerde yer aldıktan sonra fransa'ya iade edilmiştir.

- 1956 senesinde tabloya asit dökmek suretiyle saldırılmış ve restorasyonu seneler sürmüştür. restorasyon sırasında tablonun büyük bir bölümü yeniden boyanmıştır.

- 60 ve 70'lerde mona lisa new york, tokyo ve moskova'da sergilenmiştir.

- uzmanlara göre tablonun arka planında bugün gözle farkedilemeyen, zamanın etkisiyle yıpranmış, silinmiş bir çok detay vardır.



Vaftizci Yahya
dogu hristiyan aleminde yahya mujdeci, haber veren anlamina gelen prodromos lakabi ile anilir. incil'e gore allah'in elcisidir. isa'nin gelecegini onceden haber vermek uzere yeryuzune gonderilmistir. ayrica isa'yi ve kendisine gelenleri seria irmaginda vaftiz ettigi icin, bati hristiyanlik aleminde vaftizci lakabi verilmistir. yillarca collerde dolasmis ve vaazlar vermistir. hatta bu yuzden bir cok ikonada yalniz basina, culdan giysili, saci basi dagitmis, zayif ve uzun yuzlu tasvir edilmistir.



Bakire Meryeme İsa Peygamberin Doğumunun Müjdelenmesi



Kayalıkların Bakiresi (National Gallery Versiyonu)
bilinen iki adet kayaliklar bakiresi tablosundan biri louvre muzesinde digeri ise londra'da ki national gallery'de bulunmaktadir. ikisi de leonarda da vinci'ye atfedilse dahi, yalniz louvre muzesinde bulunanin kesin olarak da vinci'ye ait oldugu kabul edilmektedir.

louvre da bulunan orjinal portre milano da bulunan san fransesco kilisisesindeki sunakta konuclanan ucleme icin da vinciden siparis edilmistir. tema o zamanlarin populer konularindan birini esas alir. bebeklik halleriyle gozuken melek uriel korumasindaki vaftizci yahya, isa ile karsilasir. ikisi de hirodes'in zalimliginden kacmaktadir. bebek yahya isa'ya boyun egince kehanet gerceklesir ve yahya vaftiz olur.

resim de bakire meryem, isa, yahya ve son derece feminen duran ulriel adeta bir ucgenin icine yerlestirilmistir. resmin merkezinde bulunan meryem'in sag eli adeta pence gibi, sol eli ise bicak gibi keskin bir durusla simgelenmistir. melek ulriel -veya her kimse- isa'yi gostermekte, yahya ise vaftiz olmustan cok, vaftiz etmis gibi timsal edilmektedir. resimdeki bitkiler kutsal uclemeyi temsil eden kutsal ciceklerden secilmistir.
kisilerin hareketleriyle dinamik bir hale gelen resimde ayrica sfumato teknigi de kullanilmistir.

resmin temayla olan cesitli zitliklari resmi spekulasyonlara acik bir halde birakmistir. da vinci'nin temayi bu sekilde biraz ters olarak resmetmesi, ikinci ve daha geleneksel bir tablonun yapilmasi zaruretini dogurmustur. iki resim karsilastirildigi zaman, ikinci tablo ile ilk tablo arasinda bir cok fark bulunabilir. melek ulriel daha cift cinsiyetli bir hale getirilmis melek kanatlari kendisine eklenmis, isa'nin eline bir carmih verilmis ve kafasina hale kondurulmus, meryem'in sert figurleri yumusatilmis ve hale ile taclandirilmistir. arka planda da onemli degisiklikler gozlenebilir.

kayaliklar bakiresi, ronesans devri sanatin onemli temsilcilerinden biridir. da vinci sifresi nam kitapta gecen teoriyi goz ardi etsek dahi, gerek teknik gerekse tema bakimindan hayranlik uyandiricidir, ronesans donemi sanata sapka cikarticidir.



Da Vinci’nin Öz Portresi



Da Vinci'nin tasarımı dev mancınık



Da Vinci'nin tasarımı dev tatar yayı



Da Vinci'nin kalp çizimi



Da Vinci'nin paraşüt tasarımı



Da Vinci'nin kafatası çizimi



Da Vinci'nin Ay ile ilgili bir çizimi



Vindolanda yazılı tabletleri



Da Vinci'nin vitruvian man çizimi



Da Vinci'nin birkaç savaş makinesi tasarımı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

harika sanat kum sanatı

5/12/2008 · Kategori: SANAT

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::